top of page

The US Sakhalin-2 Waiver: The Limits of Sanctions in the Face of Energy Security

  • Writer: SAVYNOR
    SAVYNOR
  • Dec 19, 2025
  • 11 min read

The United States’ decision to extend the sanctions waiver for Russia’s Sakhalin-2 LNG project may appear, on the surface, as a technical exception. In reality, it exposes a deeper truth about how the global energy system operates. The move once again demonstrates that sanctions are not absolute instruments, but policy frameworks that can bend when energy security is at stake.


 The Sakhalin-2 case offers a critical lens through which to understand how the balance between energy supply and geopolitical pressure is constructed, and where that balance becomes fragile.


I. Why Sakhalin-2 Remains Indispensable


 Sakhalin-2 is Russia’s most significant LNG gateway to the Pacific. With an annual capacity of roughly 10 million tonnes, the project is particularly vital for Japan, covering approximately 8–9 percent of the country’s total LNG imports. For an energy-import-dependent country with limited domestic resources, this volume cannot be replaced in the short term.


 As such, Sakhalin-2 is not merely a Russian energy project but a structural component of East Asia’s energy security architecture. The US decision to maintain a sanctions waiver reflects an effort to prevent cascading disruptions that could arise from sudden breaks in supply.


 II. The Gap Between Sanctions Theory and Energy Reality


 In theory, US sanctions against Russia aim to restrict energy revenues and narrow Moscow’s financial maneuvering space. The Sakhalin-2 case, however, illustrates how these objectives do not always align with the physical realities of energy markets.


 Energy flows operate largely independent of short-term political decisions. LNG supply chains are shaped by long-term contracts, infrastructure dependencies and regional supply-demand balances. Within this structure, projects such as Sakhalin-2 can become de facto “untouchable” despite broader sanctions rhetoric.


 This dynamic makes clear that sanctions have evolved from an ideological stance into a selective and pragmatic policy tool.


 III. The Japan Factor: A Quiet but Decisive Influence


 Japan’s role in the continuation of the Sakhalin-2 waiver cannot be overlooked. For Washington, Tokyo is not merely an LNG buyer but one of the most critical strategic partners in the Asia-Pacific. A serious disruption to Japan’s energy supply would carry not only economic but also political and security consequences.


 As a result, the United States avoids sanction measures that could jeopardize the energy security of its allies. The Sakhalin-2 waiver is a clear indication that US sanctions policy is being recalibrated to remain aligned with allied interests.


IV. Systemic Implications for LNG Markets


 A disruption to Sakhalin-2 would have consequences extending far beyond Japan. In such a scenario, Japan would be forced to turn more aggressively to spot LNG markets, intensifying competition between Asia and Europe and amplifying price volatility.


 From this perspective, the US waiver functions as a stabilizing intervention in global LNG markets. The boundaries of sanctions are effectively drawn where market stability and the protection of allied economies begin to dominate policy considerations.


V. SAVYNOR Assessment: The Silent Ceiling of Sanctions


 At SAVYNOR, we assess the extension of the Sakhalin-2 waiver as a concrete illustration of the natural limits sanctions encounter when confronted with energy security imperatives. The decision underscores that functional continuity, rather than ideological consistency, often prevails within the global energy system.


 The Sakhalin-2 case demonstrates that sanctions remain viable only insofar as they do not paralyze energy supply. When energy security is at risk, even the most rigid policy frameworks are compelled to create grey zones.


 This reality suggests that future sanctions regimes are likely to become more selective, more flexible and more closely aligned with energy market fundamentals. Sakhalin-2 stands out as one of the clearest and most instructive examples of this evolving dynamic.



ABD’nin Sakhalin-2 Muafiyeti: Yaptırımların Enerji Güvenliği Karşısındaki Sınırı


 ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırım rejimi kapsamında Sakhalin-2 LNG projesi için tanıdığı muafiyeti uzatma kararı, yüzeyde teknik bir istisna gibi görünse de küresel enerji sisteminin işleyişine dair daha derin bir gerçeği ortaya koymaktadır. Bu karar, yaptırımların mutlak bir araç değil, enerji güvenliği söz konusu olduğunda esneyebilen bir politika çerçevesi olduğunu bir kez daha göstermektedir.


 Sakhalin-2 dosyası, enerji arzı ile jeopolitik baskı arasındaki dengenin nasıl kurulduğunu ve bu dengenin nerede kırılganlaştığını anlamak açısından kritik bir örnek sunmaktadır.


I. Sakhalin-2 Neden Vazgeçilmez Bir Dosya?


 Sakhalin-2, Rusya’nın Pasifik’e açılan en önemli LNG kapılarından biridir. Yıllık yaklaşık 10 milyon tonluk kapasitesiyle özellikle Japonya için hayati öneme sahip olan bu proje, Tokyo’nun toplam LNG ithalatının yaklaşık yüzde 8–9’unu karşılamaktadır. Japonya gibi enerji kaynakları sınırlı, LNG’ye yüksek bağımlılığı olan bir ülke için bu hacmin kısa vadede ikame edilmesi mümkün değildir.


 Bu nedenle Sakhalin-2 yalnızca bir Rus enerji projesi değil, Doğu Asya enerji güvenliği mimarisinin yapısal bir parçasıdır. ABD’nin bu projeye yönelik yaptırım muafiyetini sürdürmesi, enerji arzında ani kırılmaların yaratabileceği zincirleme etkileri önleme amacını yansıtmaktadır.


II. Yaptırımların Teorisi ile Enerji Gerçekliği Arasındaki Boşluk


 ABD’nin Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırımlar, teoride enerji gelirlerini sınırlamayı ve Moskova’nın finansal manevra alanını daraltmayı hedeflemektedir. Ancak Sakhalin-2 örneği, bu hedeflerin enerji piyasalarının fiziksel gerçekliğiyle her zaman örtüşmediğini göstermektedir.


 Enerji akışları, kısa vadede politik kararlardan bağımsız olarak işlemektedir. LNG tedarik zincirleri, uzun vadeli kontratlar, altyapı bağımlılıkları ve bölgesel arz-talep dengeleriyle şekillenmektedir. Bu yapı içerisinde Sakhalin-2 gibi projeler, yaptırım söylemlerinin ötesinde “dokunulamaz” alanlar hâline gelebilmektedir.


 Bu durum, yaptırımların ideolojik bir duruş olmaktan çıkıp, seçici ve pragmatik bir araç olarak kullanıldığını açık biçimde ortaya koymaktadır.


 III. Japonya Faktörü: Sessiz Ama Belirleyici Etki


 ABD’nin Sakhalin-2 muafiyetini sürdürmesinde Japonya’nın rolü göz ardı edilemez. Washington için Tokyo, yalnızca bir LNG alıcısı değil, Asya-Pasifik’teki en kritik stratejik ortaklardan biridir. Japonya’nın enerji arzında yaşanacak ciddi bir kesinti, yalnızca ekonomik değil, siyasi ve güvenlik boyutları olan sonuçlar doğuracaktır.


 Bu nedenle ABD, Rusya’ya baskı uygularken müttefiklerinin enerji güvenliğini riske atacak adımlardan kaçınmaktadır. Sakhalin-2 muafiyeti, ABD’nin yaptırım politikasının müttefik çıkarlarıyla uyumlu şekilde yeniden ölçeklendirildiğinin açık bir göstergesidir.


 IV. LNG Piyasaları Açısından Sistemik Etki


 Sakhalin-2’nin devre dışı kalması, yalnızca Japonya’yı değil, küresel LNG piyasasını da etkileyecektir. Böyle bir senaryoda Japonya’nın spot piyasaya yönelmesi, Asya ve Avrupa arasındaki LNG rekabetini daha da sertleştirecek, fiyat oynaklığını artıracaktır.


 Bu nedenle ABD’nin muafiyet kararı, fiilen LNG piyasalarında istikrarı korumaya yönelik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Yaptırımların sınırları, bu noktada piyasa istikrarı ve müttefik ekonomilerin korunmasıyla çizilmektedir.


V. SAVYNOR Değerlendirmesi: Yaptırımların Sessiz Tavanı


 SAVYNOR olarak ABD’nin Sakhalin-2 muafiyetini, yaptırımların enerji güvenliği karşısında ulaştığı doğal sınırın somut bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Bu karar, küresel enerji sisteminde ideolojik tutarlılıktan ziyade işlevsel sürekliliğin önceliklendirildiğini ortaya koymaktadır.


Sakhalin-2 dosyası, yaptırımların ancak enerji arzını tamamen felce uğratmadığı sürece uygulanabilir olduğunu göstermektedir. Enerji güvenliği söz konusu olduğunda, en sert politikalar dahi gri alanlar üretmek zorunda kalmaktadır.


 Bu durum, önümüzdeki dönemde yaptırım rejimlerinin daha seçici, daha esnek ve enerji gerçekleriyle daha uyumlu hâle geleceğine işaret etmektedir. Sakhalin-2, bu dönüşümün en net ve öğretici örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

 


La dérogation américaine pour Sakhalin-2 : les limites des sanctions face à la sécurité énergétique


 La décision des États-Unis de prolonger la dérogation aux sanctions concernant le projet de GNL Sakhalin-2 en Russie peut, à première vue, apparaître comme une exception technique. Elle révèle en réalité une vérité plus profonde sur le fonctionnement du système énergétique mondial. Cette mesure démontre une nouvelle fois que les sanctions ne constituent pas des instruments absolus, mais des cadres politiques susceptibles de s’assouplir lorsque la sécurité énergétique est en jeu.


 Le dossier Sakhalin-2 offre ainsi une grille de lecture essentielle pour comprendre comment s’articule l’équilibre entre l’approvisionnement énergétique et la pression géopolitique, et à quel point cet équilibre demeure fragile.


I. Pourquoi Sakhalin-2 demeure un dossier incontournable


 Sakhalin-2 représente la principale porte d’entrée du GNL russe vers le Pacifique. Avec une capacité annuelle d’environ 10 millions de tonnes, ce projet est particulièrement vital pour le Japon, couvrant près de 8 à 9 % de ses importations totales de GNL. Pour un pays fortement dépendant des importations énergétiques et disposant de ressources domestiques limitées, un tel volume ne peut être remplacé à court terme.


 À ce titre, Sakhalin-2 ne constitue pas uniquement un projet énergétique russe, mais un élément structurel de l’architecture de sécurité énergétique de l’Asie de l’Est. Le maintien de la dérogation américaine traduit la volonté d’éviter des ruptures d’approvisionnement susceptibles de provoquer des effets en chaîne sur les marchés régionaux et mondiaux.


II. L’écart entre la théorie des sanctions et la réalité énergétique


 En théorie, les sanctions américaines visant la Russie cherchent à restreindre les revenus énergétiques et à réduire la marge de manœuvre financière de Moscou. Le cas de Sakhalin-2 montre toutefois que ces objectifs ne coïncident pas toujours avec les réalités physiques des marchés de l’énergie.


 Les flux énergétiques fonctionnent en grande partie indépendamment des décisions politiques de court terme. Les chaînes d’approvisionnement du GNL sont structurées par des contrats de long terme, des dépendances infrastructurelles et des équilibres régionaux entre l’offre et la demande. Dans ce contexte, des projets tels que Sakhalin-2 peuvent devenir, de facto, des zones intouchables, en dépit d’un discours de sanctions plus large.


 Cette situation met en lumière l’évolution des sanctions, qui passent d’une posture idéologique à un instrument politique sélectif et pragmatique.


 III. Le facteur japonais : une influence discrète mais déterminante


 Le rôle du Japon dans le maintien de la dérogation concernant Sakhalin-2 ne peut être ignoré. Pour Washington, Tokyo n’est pas seulement un acheteur de GNL, mais l’un des partenaires stratégiques les plus importants dans la région Asie-Pacifique. Une perturbation majeure de l’approvisionnement énergétique japonais aurait des répercussions non seulement économiques, mais également politiques et sécuritaires.


 Dans cette optique, les États-Unis évitent toute mesure de sanction susceptible de compromettre la sécurité énergétique de leurs alliés. La dérogation accordée à Sakhalin-2 illustre clairement la manière dont la politique de sanctions américaine est ajustée afin de rester compatible avec les intérêts de ses partenaires stratégiques.


 IV. Implications systémiques pour les marchés du GNL


 Une interruption des activités de Sakhalin-2 aurait des conséquences bien au-delà du Japon. Dans un tel scénario, Tokyo serait contraint de se tourner davantage vers les marchés spot du GNL, accentuant la concurrence entre l’Asie et l’Europe et amplifiant la volatilité des prix.


 Sous cet angle, la dérogation américaine apparaît comme une intervention visant à préserver la stabilité des marchés mondiaux du GNL. Les limites des sanctions se dessinent ainsi là où la stabilité des marchés et la protection des économies alliées deviennent prioritaires.


V. Évaluation SAVYNOR : le plafond silencieux des sanctions


 Chez SAVYNOR, nous considérons la prolongation de la dérogation accordée à Sakhalin-2 comme une illustration concrète des limites naturelles auxquelles se heurtent les sanctions lorsqu’elles entrent en conflit avec les impératifs de sécurité énergétique. Cette décision souligne que, dans le système énergétique mondial, la continuité fonctionnelle l’emporte souvent sur la cohérence idéologique.

 

Le cas Sakhalin-2 démontre que les sanctions ne demeurent efficaces que tant qu’elles ne paralysent pas l’approvisionnement énergétique. Lorsque la sécurité énergétique est menacée, même les cadres politiques les plus rigides sont contraints de créer des zones grises.

 

Cette réalité suggère que les futurs régimes de sanctions seront de plus en plus sélectifs, flexibles et étroitement alignés sur les fondamentaux des marchés de l’énergie. Sakhalin-2 s’impose ainsi comme l’un des exemples les plus clairs et les plus instructifs de cette évolution.

 


사할린-2에 대한 미국의 제재 유예: 에너지 안보 앞에서 드러난 제재의 한계

 

러시아의 사할린-2 LNG 프로젝트에 대해 미국이 제재 유예를 연장하기로 한 결정은 표면적으로는 기술적 예외처럼보일 수 있다. 그러나 이 조치는 글로벌 에너지 시스템의 작동 방식에 관한 보다 근본적인 현실을 드러낸다. 이는 제재가 절대적인 수단이 아니라, 에너지 안보가 걸린 사안에서는 유연하게 조정될 수 있는 정책적 틀임을 다시 한번 보여준다.


 사할린-2 사례는 에너지 공급과 지정학적 압박 사이의 균형이 어떻게 형성되며, 그 균형이 어디에서 취약해지는지를이해하는 데 중요한 시사점을 제공한다.


 I. 사할린-2가 여전히 핵심적인 이유


 사할린-2는 러시아가 태평양으로 진출하는 가장 중요한 LNG 관문이다. 연간 약 1,000만 톤의 생산 능력을 보유한 이프로젝트는 일본에 특히 중요한 의미를 가지며, 일본 전체 LNG 수입의 약 8~9%를 차지한다. 에너지 자원이 제한되고LNG 의존도가 높은 일본과 같은 국가에게 이 물량은 단기간 내 대체가 불가능하다.


 따라서 사할린-2는 단순한 러시아의 에너지 프로젝트가 아니라, 동아시아 에너지 안보 구조의 핵심 요소다. 미국이 제재 유예를 유지한 것은 공급 차질이 초래할 수 있는 연쇄적 파급 효과를 방지하려는 의도를 반영한다.


 II. 제재 이론과 에너지 현실 사이의 간극


 이론적으로 미국의 대러 제재는 러시아의 에너지 수익을 제한하고 재정적 운신의 폭을 줄이는 것을 목표로 한다. 그러나 사할린-2 사례는 이러한 목표가 에너지 시장의 물리적 현실과 항상 일치하지는 않음을 보여준다.


 에너지 흐름은 단기적인 정치적 결정과는 비교적 독립적으로 작동한다. LNG 공급망은 장기 계약, 인프라 의존성, 지역별 수급 균형에 의해 형성된다. 이러한 구조 속에서 사할린-2와 같은 프로젝트는 광범위한 제재 담론에도 불구하고 사실상 ‘손대기 어려운 영역’이 될 수 있다.

 

이는 제재가 이념적 수단에서 선택적이고 실용적인 정책 도구로 진화했음을 분명히 보여준다.


III. 일본 요인: 조용하지만 결정적인 영향력


사할린-2 제재 유예가 유지되는 과정에서 일본의 역할은 간과할 수 없다. 워싱턴에게 일본은 단순한 LNG 구매국이 아니라, 아시아·태평양 지역에서 가장 중요한 전략적 동맹 중 하나다. 일본의 에너지 공급에 심각한 차질이 발생할 경우, 이는 경제적 문제를 넘어 정치적·안보적 파장으로 이어질 수 있다.


 이 때문에 미국은 동맹국의 에너지 안보를 위협할 수 있는 제재 조치를 회피하고 있다. 사할린-2 유예는 미국의 제재 정책이 동맹의 이해관계와 조화를 이루도록 재조정되고 있음을 보여주는 명확한 사례다.


 IV. LNG 시장에 미치는 구조적 영향


 사할린-2가 중단될 경우 그 영향은 일본에 국한되지 않는다. 이러한 상황에서 일본이 LNG 현물 시장으로 더욱 적극적으로 이동할 경우, 아시아와 유럽 간 경쟁은 심화되고 가격 변동성은 확대될 것이다.


 이러한 맥락에서 미국의 유예 결정은 글로벌 LNG 시장의 안정을 유지하기 위한 사실상의 개입으로 기능한다. 제재의한계는 시장 안정성과 동맹국 경제 보호가 정책 판단의 우선순위가 되는 지점에서 형성된다.


V. SAVYNOR 평가: 제재의 조용한 상한선


SAVYNOR는 사할린-2에 대한 제재 유예 연장을, 에너지 안보와 충돌할 때 제재가 도달하는 자연스러운 한계를 보여주는 구체적 사례로 평가한다. 이 결정은 글로벌 에너지 시스템에서 이념적 일관성보다 기능적 연속성이 우선시된다는점을 분명히 드러낸다.


 사할린-2 사례는 에너지 공급을 마비시키지 않는 범위 내에서만 제재가 작동할 수 있음을 보여준다. 에너지 안보가 위협받는 순간, 가장 경직된 정책 틀조차 회색 지대를 만들어낼 수밖에 없다.


 이러한 현실은 향후 제재 체계가 더욱 선택적이고 유연하며, 에너지 시장의 기초 여건과 밀접하게 연동되는 방향으로진화할 가능성을 시사한다. 사할린-2는 이러한 변화를 가장 명확하고 교육적인 방식으로 보여주는 사례 중 하나다.


 

Американская санкционная оговорка по проекту «Сахалин-2»: пределы санкций перед лицом энергетической безопасности

 

Решение Соединённых Штатов продлить санкционную оговорку в отношении проекта СПГ «Сахалин-2» может на первый взгляд показаться техническим исключением. Однако на деле оно раскрывает более глубокую реальность функционирования глобальной энергетической системы. Этот шаг вновь демонстрирует, что санкции не являются абсолютным инструментом и могут адаптироваться в тех случаях, когда на карту поставлена энергетическая безопасность.


 Кейс «Сахалин-2» позволяет наглядно проследить, как формируется баланс между энергетическими поставками и геополитическим давлением и где именно этот баланс становится уязвимым.


I. Почему «Сахалин-2» остаётся незаменимым


 Проект «Сахалин-2» является ключевыми воротами российского СПГ на рынки Тихоокеанского региона. При годовой мощности около 10 миллионов тонн он имеет критическое значение прежде всего для Японии, обеспечивая примерно 8–9 % её общего импорта СПГ. Для страны с ограниченными внутренними ресурсами и высокой зависимостью от импорта такой объём невозможно заменить в краткосрочной перспективе.


 Таким образом, «Сахалин-2» представляет собой не просто российский энергетический проект, а структурный элемент архитектуры энергетической безопасности Восточной Азии. Продление американской санкционной оговорки отражает стремление предотвратить каскадные сбои, которые могли бы возникнуть в случае резкого нарушения поставок.


II. Разрыв между теорией санкций и энергетической реальностью


 С точки зрения теории, санкции США в отношении России направлены на ограничение энергетических доходов и сокращение финансового манёвра Москвы. Однако пример «Сахалина-2» наглядно показывает, что эти цели не всегда совпадают с физической реальностью энергетических рынков.


 Энергетические потоки в значительной степени функционируют независимо от краткосрочных политических решений. Цепочки поставок СПГ формируются долгосрочными контрактами, инфраструктурными зависимостями и региональными балансами спроса и предложения. В рамках такой структуры проекты вроде «Сахалина-2» могут становиться фактически неприкосновенными, несмотря на жёсткую санкционную риторику.


 Это свидетельствует о том, что санкции трансформировались из идеологической позиции в избирательный и прагматичный инструмент политики.


III. Японский фактор: тихое, но решающее влияние


 Роль Японии в сохранении санкционной оговорки по «Сахалину-2» нельзя недооценивать. Для Вашингтона Токио является не просто покупателем СПГ, а одним из ключевых стратегических союзников в Азиатско-Тихоокеанском регионе. Серьёзные перебои в энергетическом снабжении Японии имели бы не только экономические, но и политические и оборонные последствия.

 

По этой причине Соединённые Штаты избегают санкционных мер, способных поставить под угрозу энергетическую безопасность союзников. Санкционная оговорка по «Сахалину-2» наглядно демонстрирует, как американская санкционная политика корректируется с учётом интересов партнёров.


 IV. Системные последствия для рынков СПГ


 Прекращение работы «Сахалина-2» имело бы последствия, выходящие далеко за рамки Японии. В таком сценарии Япония была бы вынуждена активнее обращаться к спотовым рынкам СПГ, усиливая конкуренцию между Азией и Европой и увеличивая ценовую волатильность.

 

С этой точки зрения американская оговорка фактически выполняет стабилизирующую функцию для глобальных рынков СПГ. Пределы санкций определяются там, где приоритетом становятся стабильность рынков и защита экономик союзников.


V. Оценка SAVYNOR: молчаливый потолок санкций


 В SAVYNOR мы рассматриваем продление санкционной оговорки по «Сахалину-2» как наглядное проявление естественных пределов санкций в условиях, когда они сталкиваются с императивами энергетической безопасности. Это решение подчёркивает, что в глобальной энергетической системе функциональная непрерывность зачастую оказывается важнее идеологической последовательности.

 

Кейс «Сахалин-2» показывает, что санкции остаются действенными лишь до тех пор, пока они не парализуют энергетические поставки. Когда энергетическая безопасность оказывается под угрозой, даже самые жёсткие политические рамки вынуждены формировать серые зоны.

 

Эта реальность указывает на то, что будущие санкционные режимы будут становиться более избирательными, более гибкими и более тесно связанными с фундаментальными условиями энергетических рынков. «Сахалин-2» выделяется как один из наиболее наглядных и поучительных примеров этой эволюции.

 

 
 
 

Comments


bottom of page